
Bali denince akla gelen uçsuz bucaksız pirinç tarlaları ve huzurlu tapınak görüntüleri, son 48 saattir yerini bir distopyaya bıraktı. Şiddetli yağışların tetiklediği sel suları sokakları yutarken, suyun üzerinde süzülen 5 metrelik dev pitonlar dünya basınında ‘korku filmi’ başlıklarıyla yer buldu.
Ancak sürdürülebilirlik gazeteciliği perspektifinden baktığımızda, bu manzara bir korku filminden ziyade, bozulmuş bir ekosistemin kaçınılmaz bir ‘hesaplaşma’ anıdır.
Turizmin betonlaşan yüzü ve dirençsiz kentler
Bali, son on yılda kontrolsüz bir turizm büyümesiyle karşı karşıya kaldı. Tarım arazilerinin ve doğal drenaj alanlarının hızla betona dönüşmesi, adanın su döngüsünü felç etti. Toprak, suyu emme yeteneğini kaybettiğinde; gökyüzünden düşen her damla, tahliye edilemeyen birer sel dalgasına dönüşüyor.
Bugün Denpasar sokaklarında gördüğümüz 70 santimetrelik su seviyesi, sadece ‘çok yağmur yağdığı’ için değil, suyun gidecek bir ‘toprağı’ kalmadığı için orada.

Pitonlar neden sokakta?
Sosyal medyada yayılan piton videoları, yaban hayatı ve insan arasındaki o kritik mesafenin nasıl eridiğinin en somut kanıtı. Pitonlar, insanlara saldırmak için şehre inmediler; sel suları onların doğal yaşam alanlarını, nehir yataklarını ve yuvalarını istila etti.
Doğanın yaşam alanını daralttığımızda, afet anlarında doğa bizim yaşam alanlarımıza “taşmak” zorunda kalıyor. Bu bir istila değil, bir yerinden edilme hikayesidir.
Sürdürülebilirlik artık bir ‘lüks’ değil
Bali’deki bu felaket, gelişmekte olan tüm turizm destinasyonları için acı bir ders niteliğinde:
- İklim Adaptasyonu: Altyapı projeleri artık 50 yıl öncesinin verileriyle değil, yarının “aşırı hava olayları” öngörüleriyle inşa edilmeli.
- Ekosistem Restorasyonu: Şehirlerin içine “yeşil koridorlar” ve suyu emen “sünger alanlar” inşa edilmediği sürece, her yağış bir krize dönüşmeye mahkum.
- Yaban Hayatı Entegrasyonu: Kentleşme planlarında yaban hayatı koridorları gözetilmediği sürece, benzer “vahşi yaşam karşılaşmaları” artarak devam edecektir.
Yarın bizim kıyılarımızda ne olacak?
Yeşil Yakalı Gazeteci olarak sormak zorundayım: Bali’deki manzaraya ‘uzak bir felaket’ olarak mı bakacağız, yoksa kendi kıyılarımızdaki betonlaşma hızına dur diyecek miyiz?
Doğa sınırlarını her zaman hatırlar. Önemli olan, biz o sınırları ihlal etmeden yaşamayı öğrenip öğrenemeyeceğimiz.
